Allahım! Hakkımızda hayırlı gördüğünü gönlümüze razı eyle !!! Allahım!!! Gönlümüze razı gördüğünü de hakkımızda hayırlı eyle!!!

23/10/2009

Giden geri gelmeyecek... Ne bugün ne de yarın.



HAZAN MEVSİMİ BİTELİ EPEY OLDU ŞEHİRDE

O ebedi dirinin öldüğünü kim söyledi?
O ümit güneşinin öldüğünü kim söyledi.
O güneşin düşmanı damın üstüne geldi de iki gözünü yumdu
 ‘güneş öldü’ dedi.

Hz.Mevlana

Hazan mevsimi biteli epey oldu şehirde.
 Şimdi kışın hüznünü yaşıyor cümle alem.
Hazanın sararıp dökülmüş,
sokaklarda ağırlanan sersefil yaprakları bile kalmadı.
Hepsini son rüzgarlar savurdu,
yağmurlar toprağa kardı.
Şimdi toprağı örten yağan kardı.

Kar yağıyor, yağdıkca örtüyor şehri,
toprağı, çalıları, kusurları,günahları.
Kar yağdıkca şehir beyazlıyor,
bütün renksizliğinden soyunuyor, beyazı giyiniyor.
 İnsan ne zaman soyunur renklerinden,
ne zaman giyinir beyazları.
 Ne zaman insanın üzerini de örter kar, toprak misali..
Sonbaharı geçtim, kısa geldi ömrüm.
Sararıp dökülen yaprakların toprağa karılması gibi
benim de ölüme terkettiğim geçmiş günlerim toprağın bağrında.
 Son günleri de bohçalayıp geçmişe teslim ettiğimde,
artık günlerini tüketmiş, sararıp solmuş,
ruhumun da terkettiği bedenim toprağa karılacak.
Ben de geçmiş olacağım.
Di'li geçmiş zaman kipiyle anılacak adım.
Annemizdi, diye söze başlayacak çocuklarım,
eşim de beni yad ederken di'li geçmiş zaman kipini kullanacak, arkadaşlarım, dostlarım ve dahi düşmanlarım...
Benden haber veren sararmış fotoğraflarım
 bir süre misafir olacak ellerde.
 Bakıp bakıp ya gülümseyecekler,
 ya da yanık bir 'keşke' çıkacak dudaklardan.
'Keşke' diyecekler, 'keşke burada olsaydı'...
Heyhat,keşkelerin ne yaşayana,
 ne de ölene bir faydası olmayacak.
 Ne zaman duracak,ne değeri gelecek.
 Giden de geri gelmeyecek...
Ne bugün ne de yarın.
Hayat,kendi ırmağında akışına devam edecek,
küçükler büyüyecek ve keşkelerle anılan 'ölü'
çoktan unutulmuş olacak .
Fotoğrafları da bir sure sonra fazlalık olup atılacak
unutuluşun en kör kuyusuna.
İnsan toprakta erirken, hatıraları da unutuluşun
 toprağında erimeye bırakılmış olacak.
Bir sure sonra hatırlayan bile kalmayacak beni.
Bunca çabalıyorum hatırda kalmak için,niye.
 Niçin fotoğraf çektirip duruyorum?
 Niye mektuplar yazıp duruyorum?
 Gönlümden akıp duran metinleri kelimelere
bürüyüp yazıyorum,niçin?
Hatırlanmayacaksam,
 unutuluşun kör kuyusuna atılacaksam hatıralarda,
niye bunca çaba? Niye...?
Unutulmak istemiyorum.
Yok olup gitmek istemiyorum.
Kendisi de unutulmaya mahkum olan insan hatırlayabilir mi beni? Kendisi de toprağa karılmaya nişanlı olan insan
kurtarabilir mi beni unutulmaktan?
Hayır, hayır...
Biliyorum, benim gibi fenaya müptela
 yani her anını feleğin çarklarına kaptıran,
ebede müştak yani feleğin çarklarında kaybettiklerini bulmaya,
 bulup sonsuzluğa ulamaya muhtaç bir insan ya da
insanlar yapamazlar bunu.
Hatırda tutamazlar beni isteseler de.
 Hatırda tutacak kimdir beni?
Hatırlayacak.
Unutmayacak.
Kim beni ebedi ihya edecek?
Eriyip dağılmış olan beni kim toplayacak zerre zerre?
Düşündükce berraklaşıyor zihnim.
Geliyor cevaplarım.
 Hayatı bana veren ,
 bu dünyada beni nazlı bir misafir gibi ağırlayan,
sonra bu dünya uykusundan
 ölümümle uyandıracak olan beni...
Yokluktan alıp beni varlığa taşıyan...
Seven beni, sevdiren , kimse ancak
O hatırlayacak beni.
Yokluktan çıkardığı gibi yoklukta bırakmayacak beni.
 Hatırda tutacak ,
 herkesin unuttuğu yerde hatırlayacak beni.
Inna lillahi ve inna ileyhi raciun...


Semine DEMİRCİ

 

20/10/2009

Hayat bir çocuğa nasıl anlatılmalı?

  

 

HAYAT BİR ÇOCUĞA NASIL ANLATILMALI?

Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti,

 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor,

 bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi.

 Sorusu kolaydı ama, yanıtı zordu,

 akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı,

 anlatmaya başladım:

Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati

devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş.

 Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak.

 Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın.

 İşine zaman harcarsan işinden,
eşine zaman harcarsan eşinden,
çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın.

 Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret,

 acı çekmeden olgunlaşamayacağını...

 Kıskanmamayı öğret ona,

 arkadaşının başarısından mutlu olmayı,

 birlikte sevinçleri paylaşmayı,

 içinden 'neden ben değil de o?' demeden...

Kazanmaktan  mutluluk duyup içine sindirmeyi,

 ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini.

 Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip

olanları gösterecek hayat ona.

 Her şeyin bir sonu olduğunu öğret.

 Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün
keyif vermeyebileceğini.
 Kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu,

 gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini,

 her şeyi tüketebileceğini,
 tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
Kitaplardan keyif almasını,

 ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını,

 ama okumayı sevmesini öğret ona.

 Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum,

ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı.

Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver,

sıkılmayı öğret ona,
sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını.

Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat.

 Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol,

 yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.

 Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret,

belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve
 belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar,

 bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine...

Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi
gerektiğini öğret ona.
Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz

milyardan  çok daha keyifli olduğunu öğret.

 Alın terine saygıyı öğret ona.

Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan

 daha güzel bir duygu olduğunu öğret.

 Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına

 izin vermemesi gerektiğini öğret,

 başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı...

 Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil,

söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret.

Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.

Hayatı sorgulamayı öğret ona...

 Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.

Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını,

ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması
gerektiğini öğret.

Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini
öğret
 ve haklıyken dik durmasını.

Günün birinde yaptıkları değil

 yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret.

 Basit yaşaması gerektiğini öğret ona,
çay içmekten keyif almayı...
 "İstemiyorum", "hayır" demeyi öğret ona,

 istediğinde ise "istiyorum" demeyi,

Sevdiğinde ise "seni seviyorum"
 diyebilmeyi öğret ona.

 Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona.

 Temiz kokmasını...

Sorgusuz sevmeyi...

El yazısı ile notlar yazmayı...

 Lafı dolandırmamayı...

 Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını,

dostluğa yatırım yapması gerektiğini,

kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona.

 Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını,

 İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona,

en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması
 gerektiğini öğret...

 Ama en çok da kendini sevmesini öğret...

 Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini...

 Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek
 beklememesi gerektiğini...
Kendine özenli yemekler yapıp sofralar
kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını...
Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona

Aylin Kotil 

 

16/10/2009

Söz yangını



“SÖZ YANGINI”…
 

KIVILCIM ASUMANI SARARSA

İÇİNDE BEN DE YANARIM ELBET!.. 

 

Her söylediğin doğru olsun ama

her doğruyu söylemen doğru değil…
-Said Nursî

Ortak arkadaşımızın arkasından konuştuğumu

onun arkasından konuştuğumu saklayacağından

emin olacak kadar sırdaşım bildiğim diğer arkadaşıma

“Onun arkasından konuştum amasenin arkandan konuşmam!”

diyemediğim, kendimi arkadaşımın yüzüne başka,

arkasından başka konuşan bir ikiyüzlülük içinde

diğer arkadaşıma sobeleteceğimden utandığım

için deme gereğini duymadığım,diyecek olursam da,

benim ikiyüzlülüğümle ister istemez yüzleşerek

benim utancımı gidermeye çalışma utancından

arkadaşımı koruyamayacağımı düşünerek utandığım,
utanmasam bile, onu “ben senin arkandan da konuşabilirim”

şüphesine itmekten korkarak ister istemez

dudaklarımı kilitlediğim, konuşsam bile,

ondaki “burada olmayan o değil de ben olsaydım,

sen onunla da benim arkamdan konuşurdun!”

beklentisini önleyemediğim, önleyemediğimi bildiğim

için de iyice susarak katıldığım/katkıda bulunduğum
o tuhaf sessizliği dağıtmak için dilimden hiçbir şey gelmiyor…
Zorba bir sözleşme olarak aramıza konulmuş bu yakıcı

sessizliğe boyun büküyoruz, birlikte razı oluyoruz.

Bu zoraki sessizliğin tıslaması içimize doğru ilerledikçe,

sahiciliğimizi yakan közler kızışıyor,

seslerimizin hepsini sahte kılan sinsi yangın harlanıyor.

Herkes kardeşi tarafından arkasından

konuşulabilir biliyor kendini.

Herkes kardeşinin arkasından konuşmayı

hak ettiğini düşünüyor.

Herkes kardeşi tarafından arkasından

konuşabilir diye bilindiğini biliyor.

Herkes kardeşinin arkasından konuşabileceğini

kardeşine bildirmiş gibi ses çıkarmıyor

arkadan konuşabilir sanılmasına.

Arkadan konuşabilir sanılanlar

“konuşmayacağız!” demekten utanıyor.

Arkasından konuşulacağını sananlar “konuşmayın!”

demeye tenezzül etmiyor.
Belki de kimse konuşmuyor.

Öyleyse kim konuşuyor konuşmayanların yerine?

Kim konuşuyor konuşmayanlar konuştu diye?

Kim attı bu közü sözümüzün arasına?

Kim körüklüyor bu sinsi yangını?
Sözleriyle bizi (haklı/haksız) hayli hırpaladıktan sonra

arkasını dönüp giden arkadaşıma, ayrılırken,

“yine de senin arkandan konuşmayacağız!” diyemiyorum.
 Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimi

aklına getirmekten korkuyorum.

Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimin

zaten aklında olduğunu öğrenmekten çekiniyorum.

Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşmayacak kadar

erdemli olabileceğime inanmadığını da açık edip,

arkandan konuşmayacağım diyerek

arkasından konuşabilecek kadar yalancı olduğumu

sandığını da itiraf etmesinden korkuyorum.

Diyemem, çünkü benim kendisi hakkında,

arkasından konuşacağımı zannedecek kadar

hakkımda kötü zan sahibi olduğumu bilmesinden korkuyorum.

Ona “arkamdan konuşulmaz nasılsa…”demekten, beni de
 
“arkasından konuşmayacağımdan emin nasılsa…”

diye bir şey demek zorunda hissetmemekten yoksun

bırakan dedikodu medeniyetini işte böyle zor

cümleler kurarak lanetliyorum.

İkimiz de mağduruz.
Kim susturdu beni, onu ve seni? Kim?
Kıble, Rabbimizle bir olduğumuz yöndedir.

Başka gözlerde kendimize yer aradıkça,
kıblenin gözüne giremeyiz.

Başkalarının teveccühlerinden ümit kesmedikçe,
kıbleyi bulamayız.

İtibar etsinler diye ona buna görünmelere bel bağladıkça,
 kıbleye dönemeyiz.

Kınayanların kınamasından korktukça,
sevsinler diye başkaca yüzlere yüz çevirdikçe,

kıbleye yüz çeviremeyiz.
Yalana ve gıybete karşı,
riyaya ve nifaka karşı kıbleye dönüyoruz.

   Dr. Senai DEMİRCİ

16/10/2009

Vakti Cuma...




VAKTİ CUMA

HER DERTLİNİN AHINI,
HER MUHTACIN DUASINI İŞİTEN:
BİR SEM-İ MUCİB

PERDE ARKASINDA VAR.
 EN KÜÇÜK BİR ZİHAYATIN,
 EN GİZLİ BİR AHINI İŞİTİR.

 FİİİLEN CEVAP VERİR.
MEMNUN EDER.
RABBİM SIKINTILARINIZI GİDERSİN.
 İHTİYAÇLARINIZA CEVAP VERSİN.

DUALARINIZDA UNUTULMMAK UMUDUYLA İNŞALLAH.
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN.

Sivist/...

15/10/2009

BENİ SEVDAYA HİCRAN AŞKLARA YÂR KIL RABBİM......




AŞKLARA YÂR KIL RABBİM...

Ya rab sana havale kula zulm eden başlar
Susturulsa da dilim susturulmaz ki yaşlar
Gündüz güneş üşütür gece yangınlar başlar
      Beni sevdaya hicran aşklara yâr kıl rabbim......

...

« Önceki :: Sonraki »