“GÖNÜL KALESİ”
GÖNÜL DOKTORLARI
“Gönül kalesi gülle ile değil, gülle zaptedilir.”
diye güzel bir söz var.
Gönül hoşluğu çok önemli olduğu gibi,
gönül boşluğu ise çok tehlikelidir.
Zira; hiçbir boşluk gö-nül boşluğu kadar derin değildir.
Kalbinden/ gönlünden çok karnını doyuran
bir milletin geleceği karanlıktır.
Vaktiyle bir padişah yanındaki dostlarından birisine,
“Usandım bu devlet idaresinden,
usandım sokaktaki ka-dının,
köşedeki erkeğin, filan yerdeki bakkalın,
otelcinin, fı-rıncının derdinden, davasından,
dedikodusundan bezdim ar-tık.
Gönlümün takatı kalmadı,
acaba var mı bir tanıdığın git-sem de onunla biraz sohbet etsem,
şöyle dünya telaşını bir kenara çeksem de şu
maddi vücudum biraz olsun dinle-nirken
Cenab-ı Allah'ın manevi huzurunda hiç olmazsa ta-mamen kaybolmaktan kurtulsam.” diyerekten rica etmiş.
O da demiş ki,
“Hay hay, bu gök kubbenin altında bir takım insanlar vardır.
Onlardan birisine gidebiliriz.”diyerek deği-şik teklifler getirmiş.
Padişahı bir çömlekçi dükkanına götürmüş.
Dükkan sahibi, tabii devrin padişahı tenezzül etmiş,
buraya ziyarete gelmiş diye çok memnun olmuş ve hemen
“Buyrun, ne alırsınız?” diye ikram telaşına düşmüş.
Onlar da isteyeceklerini istemişler.
Çaydır, kahvedir vs. bunları söylemek için çömlekçi dışarıya çıkmış. Çömlek-çi, dükkanından çıkınca padişah dükkandaki mallara bakmış. Böyle üst üste kayık çömlekler,
“Ne kadar güzel yapılmış şeyler, bunlar…”
diye bir tanesini eline alıp bak-mak istemiş.
Birbirine dayalı olduklarından bir tanesini çekince bütün
hepsi inmiş ve arada da kırılanlar olmuş.
Padişah mahcup olmuş, tabii ki, dükkan sahibi gelince,
“Çok özür dileriz, sizi zarara soktuk.”
Çömlekçi: “Hayrola efendim? demiş.
Padişah: "Bakın çömleklerinizi kırdık." de-miş.
Çömlekçi: "Ziyanı yok efendim, gönül kırılmasın da,
kırılan çömlek olsun. Topraktır, yine yapılır.”
diyerek padişa-hın gönlünü almış ve onu rahatlatmış.
Hz. Mevlânâ, gazelinde bu konuyu şöyle açıklar:
"Gel, gel de birbirimizin kadrini kıymetini bilelim.
Çünkü belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.
Mademki Peygamber Efendimiz,
“Mü'min, mü'minin aynasıdır.” bu-yurdu.
Ne diye aynadan yüz çeviriyoruz?
Garazlar, kinler, dostluğu karartır, gönlü yaralar.
Ne diye garazları gön-lümüzden söküp atmıyoruz?"
Zaten sürekli yapmamız gereken de bu değil mi?
“Rabbimiz! Bizi ve iman ile daha önce bizi geçmiş din
kardeşlerimizi bağışla!
Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma!
Rabbimiz, şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”
(59 Haşr, 10)
Acaba gönüller nasıl tamir edilir, nasıl yapılır, nasıl ka-zanılır,
sermayesi nedir, bu sermaye nasıl kazanılır?
Üze-rinde düşünmemiz gerekmez mi?
CİNS, CİNSİ ÇEKER
İmam Gazali (r.aleyh) der ki:
"Doğal olarak benzer, benzeri kendisine çeker.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in buyurduklarına bakmaz mısın?
“Bir mü'min, yüz münafık ve bir mü'minin bulunduğu
meclise girdiğinde, doğrudan mü'minin yanına oturur.
Bir müna-fık, yüz mü'min ve bir münafık bulunan
bir meclise girdi-ğinde ise münafığın yanına oturur.”
Bu hadis, her ne ka-dar farkında olmasa da benzerin
benzeri çekeceğine dair delildir.
Malik b. Dinar derdi ki: “On kişiden iki ki-şi,
onlardan birisi diğerinin özellikleriyle uyuşmadığı
müd-detçe anlaşamaz.”
Her insan kendi karakterine uygun kimseyle yakınlık kurar,
her kuş kendi cinsiyle uçar.
Karakter bakımından birbirine benzemeyen iki kişi,
kısa bir süre dost olsalar da nihayetinde ayrılırlar."
(Ga-zali, İhya, 2/405-406)
İbnü'l- Cevzi'nin dediği gibi;
“Kişi, fazilet ve salah sahibi bir kimseden nefret duyarsa,
o bunun sebebini ara-ması gerekir,
ta ki bunun izalesine çalışıp kendindeki bu kötü vasıftan kurtulsun.
Aksi durum için de (yani kötüleri seviyorsa) aynı şey söylenebilir.
Rasülullah (s.a.v.) ne güzel buyurmuş:
“Ruhlar toplanmış askerler gibidir.
Bunlardan (vasıfla-rı, karakterleri, mizaçları, ahlâkları)
birbirine uygun olan-lar birleşir, kaynaşırlar,
uygun düşmeyenler ayrılırlar.”
(Buhari, Enbiya 2; Müslim, Birr 149; Ebu Davud, Edeb 19)
Bizler de ruhlarımızın nelerden,
nerelerden ve kimlerden hoşlandığına,
kimlerden hoşlanmadığına dikkat etmeliyiz.
GÖNÜL DOKTORLARINA DUYULAN İHTİYAÇ
Hz. Mevlânâ der ki:
“Doktorlar, insanların hastalı-ğını, nabzına ve idrarına
bakarak anlarlar ve onlar has-talarından ücret alırlar.
Biz Hak Teâlâ'nın talebeleri olan doktorlarız.
Biz gönüle vasıtasız olarak hoşça bakan dok-torlarız.
Anlayış bakımından da görüşümüz pek yücedir.
Zira biz, Allah'ın celâl nurunun ışığından ilham alırız.
Bi-zim delilimiz, celil olan Allah'ın vahyidir.
Hastalığı ilham ile anlarız.
Biz kimseden tedavi ücreti almayız.
Ücreti-miz noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'tandır.
Ey onulmaz hastalıklara tutulanlar, koşun buraya;
bizim ila-cımız hastalara bire birdir.”
Hallerin ancak ehl-i hal ile hemhâl olarak elde edi-lebileceğine,
iyiliğin de kötülüğün de bulaşıcı,
sirayet edeici bir özelliğe sahip olduğuna işaret eden
Hz. Mevlânâ, kâmil ve mükemmel insanlarla gözde,
sözde ve özde birlikte bulunmak demek olan
“sohbet”e ayrı bir önem vermiştir.
“İyi ve kötü arkadaşın benzeri,
güzel koku satanla körük çeken kimse gibidir.
Misk satan, ya sa-na güzel kokusundan bir miktar meccanen
verir ya sen sa-tın alırsın, ya da (onunla beraber olduğun sürece)
güzel ko-ku koklamış olursun.
Körük çeken kimse ise, ya elbiseni ya-kar ya da en azından
körüğün dumanından, kokusundan ra-hatsız olursun.”
(Buhari, Zebaih 31, Büyu 3; Müslim, Birr 146) hadisini :
“Salah ve kin, gizli yoldan kalplerden kalp-lere sirayet eder.”
şeklin-de yorumlamış, grup psikolojisini tabii bir so-nucu olarak
“kişilik yan-sıması” ya da “şahsiyet transferi”
diyebileceği-miz bu realiteye şöyle işaret etmiştir :
“Din ehli ile kin ehlini birbirinden iyi ayırt et.
Hak ile otu-ran zâkir kulları bul ve onlarla otur.”
" Üzümlerin birbirine bakarak karardığı,
şeker kamışlarının birbirinden feyz alarak olgunlaştığı gibi,
akıl da diğer akıllar-dan yardım ve kuvvet ala-rak kemâl bulur."
"Olgun ve güzel narın, bahçeleri şenlendirdiği gibi,
Hakk ehlinin sohbeti ve yakınlığı da seni yiğit ve mert
insanların arasına katar."
“Kemâl ve mânâ ehli ile beraber otur ki,
hem atâ bula-sın, hem de onlar gibi merd-i manevî olasın.”
NELER YAPILMALIDIR?
1- Gönül yapmak, gönül tamir etmek görevimiz de var.
Şair ne güzel söylemiş:
“ Kimseye bâki değil mülk-i devlet, sîm ü zer,
Bir harâb olmuş gönül tamir etmektir hüner.”
İbrahim Hakkı Erzurumî'nin dediği gibi:
“ Harabât ehline hor bakma şâkir,
Defineye mâlik virâneler var.”
2- Doğru ve sadık olmalıyız,
doğru ve sadık kalabil-mek ve doğruluğu hakim kılabilmek
için de “Özünde, sözünde, işinde doğru olanlarla,
sadıklarla, salih-lerle beraber olmalıyız.”
(9 Tevbe, 119)
Muhabbeti lâyıkına, husumeti de müstehâkına
yö-neltebilmek kişiyi mutlu ederken,
muhabbeti lâyık ol-mayana,
husumeti müstehâk olmayana yöneltmekse ki-şiyi bedbaht eder.
Rasülullah (s.a.v.) Tebuk gazvesinde
(Medine ile Şam arasında bulunan,
Salih peygamberin kavmi Semud'un yerleşim birimi)
“el-Hıcr”a indiğinde kuyusundan su içmemelerini,
suyunu almamalarını emretti. Ashab:
“Buranın suyundan hamur yoğurduk,
kaplarımıza da su aldık.”dediler.
Rasülullah (s.a.v.),
hamuru atmalarını suyu da dökmelerini emretti.”
(Buhari, Enbiya 17)
Hadisin diğer rivayetlerinde
Peygamber Efendimiz' in böyle yerlere,
musibetin bizlere de uğramaması için girilmemesi gerektiğini,
girilecekse ibret almak ve kötü sonuç üzerine
ağ-lamak için girilmesini emir buyurmuş,
ken-disi de buradan süratli bir şekilde geçmiştir.
Buranın suyu ile hazır-lanan hamurların de-velere
yem olarak ve-rilmesini, sadece
Salih (a.s.)'in devesinin su içtiği kuyunun suyunu
kullanmalarını söyle-miştir.
Bu ve benzeri hadi-seler,
hallerin cansız varlıklara dahi sirayet ve etki
ettiğini göste-ren tipik misallerdir.
İnsan da etkileyen ve etkilenen bir varlıktır.
Öyleyse dostları iyi insanlardan seçmek gerekir.
3- Gönül tamirinin bir yolu da gönül doktorların-dan geçer.
Hz. Mevlânâ ne güzel söyler:
“Bir bıçak kendi sapını yine kendisi başka bir bıçak
olmaksızın nasıl yontabilir?
Sen git gönül yaralarını bir cerraha, tabibe göster.
Onları kendi kendine tedavi edemezsin.”
"Hurma (meyve) ağacı boy ve yemiş versin diye
bir bahçıvan nasıl kök ve dallardan kendiliğinden çıkan
lü-zumsuz ve zararlı dalları keser ve böylece topraktan
gelenin hepsinin meyveye ve çiçeğe ulaşmasını sağlar,
besinin yararsız yerlere dağılmasına mani olursa,
mür-şitler de müritlerinin (talebelerinin)
beceri ve kabili-yetlerini belli noktalara yoğunlaştırarak
ilgi alanlarını daraltır, kemâl ve maharet kazanmalarını sağlar.
Aksi halde dağınık güç ve enerji insanı verimsiz ve başarısız
bir kısır döngünün içerisine sürükler."
4- Gönül hizmetleri şirket-i manevidir.
Bu hiz-metler istekli, gönüllü ve severek yapılmalı,
hizmet-lerden kaçılmamalı, hizmete koşulmalıdır.
Zira hizmet-ler insanı olgunlaştıran ve yetiştiren birer mekteptir.
"Kim Allah'ı gönlüne sultan ederse
Allah da onu gönüllere sultan eder."
Bizim işimiz gönül kırmak değil, gönül yıkamaktır.
Halil ATALAY
Konu: www.sohbetetsem.com
super
Bağlantı »
Konu: selam
sevgili dostum sivist yazılarınızı beyenerek okuyorum size teşekkürler
Bağlantı »